Üye ol
Kurtlar Vadisi Pusu KurtlarVadisi Pusu :: Başlık görüntüleniyor - Hz. Mevlana Hayatı ve Eserleri
 

  SSS   Arama   Üye Listesi   Kullanıcı Grupları  Profil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   Giriş 

Hz. Mevlana Hayatı ve Eserleri
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Kurtlar Vadisi Pusu KurtlarVadisi Pusu Forum Ana Sayfa -> Konu Dışı -> İslam & İnsan
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
GoodNessAngel
Sitenin Sultanı
<b>Sitenin Sultanı</b>


Kayıt: Apr 28, 2007
Konum: Ne sen sor..! Ne de ben söyliyeyim..!

MesajTarih: Sal Eyl 02, 2008 3:13    Mesaj konusu: Hz. Mevlana Hayatı ve Eserleri Alıntıyla Cevap Gönder


Hz. Mevlana Hayatı ve Eserleri

Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün
Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan yöresinde, Belh şehrinde doğmuştur.
Mevlâna'nın babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup sağlığında "Bilginlerin Sultanı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahaeddin Veled'dir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.

Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'ten ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'l-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'ten ayrıldı.

Sultânü'l-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış Mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaşmıştır. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.

Sultânü'l-Ulemâ Nişâbur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâbe'ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldi. Karaman'da Subaşı Emir Musa'nın yaptırdıkları medreseye yerleşti.

1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'l-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldı. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adında iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun' u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerra Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı iki oğlu ve Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

Bu yıllarda Anadolu'nun büyük bir kısmı Selçuklu Devletinin egemenliği altında idi. Konya ise bu devletin başşehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve devletin hükümdarı Alâeddin Keykubad idi. Alâeddin Keykubad, Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.

Bahaeddin Veled, sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldi. Sultan Alâeddin onu muhteşem bir törenle karşıladı ve ona ikametgâh olarak Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni tahsis etti.

Sultânü'l-Ulemâ, 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak Selçuklu Sarayı'nın Gül Bahçesi seçildi. Günümüzde müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'na bugünkü yerine defnedildi.

Sultânü'l-Ulemâ ölünce talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Medrese kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.

Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems'te "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü. Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar.

Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 pazar günü Hakk'ın rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını vasiyeti üzerine Sadrettin Konevi kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevi çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı Siraceddin kıldırdı.

Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.



"Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir"



Mesnevi'den

Mevlana, "Mesnevi" sine "Birlik Dükkanı" demekte, Mesnevi'yi "Mesnevi'miz, Birlik dükkanıdır; birden baska ne belirirse puttur." beytiyle övmekte. Birlik Dükkanı.. Her varlık o dükkanda yoğrulup yapılmakta, orda sergilenmekte, satılmakta; orda yıpranip gene orda potaya girmekte, yenilenmekte.

Sebepler sonuçları meydana getirmekte; sonuçlar, gene sebepler haline gelip başka sonuçlar belirmekte. Bu dükkanın bir ucu, dükkanı yapanin kudret elinde; öbür ucu, sonsuzluğa dek gitmekte ve gene o kudret eliyle sonu ön olmakta; her an yaratılmakta. Bu dükkanın alıcısı, satıcısının kendisi."



Bir aşk yüzünden elbisesi yırtılan; hırstan ayıptan adamakıllı temizlendi. (1/2/22)

Kimin aşka meyli yoksa o kanatsız bir kuş gibidir. Sevgilimin nuru önde, artta olmadıkça ben nasıl önü, sonu idrak edebilirim?" (1/3/31-32)

Ehl-i Keremin vaatleri akıp duran, eseri daima görünen hazinedir. Ehil olmayanların, kerem sahibi bulunmayanların vaatleri ise gönül azabıdır. (1/14/181)

Diri aşk, ruhta ve gözdedir. Her anda goncadan daha taze olur, durur. O dirinin aşkını seç ki; bakidir ve canına can katan içkiden sana sakilik eder. (1/17/218-219)

Kalp altınla halis altın ayarda belli olur. Kalple halisi, mihenge vurmadıkça tahmini olarak bilemezsin. Allah kimin ruhuna mihenk korsa ancak o kişi, yakini şüpheden ayırt edebilir. (1/24/299-300)

Akıl gizlidir, ortada bir âlem görünüp durur. Bizim şeklimiz; o denizin dalgasından yahut ıslaklığından ibarettir. Sûret, o denize ulaşmak için neyi vesile ittihaz ederse etsin, deniz; sûreti o vesile yüzenden daha uzağa atar. Gönül, kendisine sır vereni; ok kendisini uzağa atanı görmedikçe. (1/90/1112-1115)

Güle aşık, halbuki esasen gül, kendisine aşık, kendi aşkını aramakta. (1/126/1574)



Gönül ehlinin ilimleri, kendilerini taşır. Ten ehlinin ilimleriyse kendilerine yüktür. Gönle uran, adamı gönül ehli yapan ilim; insana fayda verir. Yalnız tene tesir eden, insanın malı olmayan ilim yükten ibarettir. (1/275/3446-3447)


Gönül, ne tarafı işaret ederse duygu da eteklerini toplayıp o tarafa gider. (1/285/3567)


Sevgiliye kavuşma devletine eren kişinin gözünde bu dünya, murdar bir şeyden ibarettir. (2/45/582)


Sevgiden acılıklar tatlılaşır. Sevgiden bakırlar altın kesilir. Sevgiden tortulu, bulanık sular, arı-duru bir hale gelir, sevgiden dertler şifa bulur. Sevgiden ölü dirilir, sevgiden padişahlar kul olur. Bu sevgide bilgi neticesidir. Saçma sapan şeylere kapılan kişi nasıl olur da böyle bir tahta oturur ki? Noksan bilgi nereden aşkı doğuracak? Noksan bilgi de bir aşk doğurur ama o aşk, cansız şeylerdir. Noksan bilgi sahibi, cansız bir şeyde dilediği şeyin rengini görünce adeta bir ıslıktan sevgilinin sesini duymuş gibi olur. (2/117/1529-1534)


Gönül aynası saf olmalı ki orada çirkin suratı güzel surattan ayırt edebilsin.
(2/157/2063)

Gönül, yalan sözden istirahat bulmaz. Suyla yağ karışık olursa çırağ aydınlık vermez. Doğru söz kalbe istirahat verir. Doğru sözler gönül tuzağının taneleridir. Gönül hasta olur, ağzı kokarsa ancak o vakit doğruyla yalanın tadını alamaz. Fakat gönül ağrıdan illetten salim olursa yalanla doğrunun lezzetini adamakıllı bilir, anlar.
(2/210/2735-2738)

Doğruluk, her duygunun uyanıklığıdır; bu sûretle duy-gulara zevk, munis olur.
(2/248/3236-3239)

Bakır, altın olmadıkça bakırlığını; gönül padişah olma-dıkça müflisliğini bilmez. Bakır gibi sen de iksire hizmet et. Gönül, dildarın cevrini çek. Dildar kimdir? İyice bil. Dildar ehl-i dildir. Çünkü elh-i dil olan, gece ve gündüz gibi cihandan kaçıp durmakta, âlemde eğleşmemektedir. Allah kulunun ayıbını az söyle, padişahı hırsızlıkla az kına.
(2/267/3475-3477)


Aşıkların neşesi de odur, gamı da, hizmetlerine karşılık aldıkları ücret de! Aşık, sevgiliden başkasını seyre dalarsa bu, aşk değildir, aslı yok bir sevdadır. Aşk, o yalımdır ki parladı mı sevgiliden başka ne varsa hepsini yakar. "Lâ kılıcı", Allah'tan başka ne varsa hepsini keser, silip süpürür. Bir bak hele "Lâ"dan sonra ne kalır? "İlla Allah; kalır, hepsi gider. Neşelen, sevin, ey ikiliği yakıp yandıran şiddetli aşk!"
(5/51/586-590)

Ruh bağışlayan güzelden ruhunu esirgeme. O, seni kır atın üstüne bindirir.
Taçlar veren o başı yücelerden başını çekme. O gönlünün ayağındaki yüzlerce düğümü çözer.
Fakat kime söyleyeyim?Bütün köy içinde nerede bir diri? Âbıhayatın bulunduğu tarafa doğru koşan kim?
Sen bir horluk görür görmez aşktan kaçmadasın. Bir addan başka aşktan ne biliyorsun ki?
Aşkın yüzlerce nazı, edası, ululuğu var. Aşk, yüzlerce nazla elde edilebilir.
Aşk vefakar olduğu için vefakar olanı satın alır. Vefasız adama bakmaz bile.
İnsan bir ağaca benzer, ahdi de ağacın köküne. Kökün iyileşmesine sağlamlaşmasına çalışmak gerek.
(5/96-97/160-166)


Gönülden sözsüz, işaretsiz, yazısız yüz binlerce tercüman zuhur eder.
(1/97/1205-1209)

Söz söylemek için önce dinlemek gerekir. Söze kulak verme yolundan gir.
(1/131/1627)

Dinleme ihtiyacı olmaksızın anlaşılan söz, ancak tamahsız ve ihtiyaçsız olan Allah'ın sözüdür.
(1/131/1629)

Yol düzgün ama altında tuzaklar var. Yazının tarzı hoş ama içinde manâ kıt... Sözler, yazılar; tuzaklara benzer. Tatlı sözler bizim ömrümüzün kumudur. İçinde su kaynayan kum pek az bulunur; yürü, onu ara!
(1/86/1060-1063)

Gönül dilerse el, yemek için kepçedir, dilerse on batmanlık gürz.
(1/285/3571-3573)

Dert, Allah'ı gizlice çağırmana sebep olduğundan bütün dünya malından yeğdir. Dertsiz dua soğuktur, bir şeye yaramaz. Dertli dua ve niyaz, gönülden aşktan gelir.
(3/17/203-204)


Dosta dostun zahmeti ağır gelir mi? Zahmet: içtir, ruhtur. Dostluksa onun derisine benzer. Dostluk nişanesi beladan, afetlerden, mihnetlerden hoşlanmak değil midir? Dost altın gibidir. Bela da ateşe benzer. Halis altın, ateş içinde saf bir hale gelir.
(2/111-112/1459-1461)

Gönül istemeden ağza gelen lâtif sözler, külhandaki yeşilliğe benzer, dostlar. Uzaktan bak, geç.
Yavrum, onlar yemeye kokmaya değmez. Vefasızlara gitme. Onlar: iyi dinle"yıkık köprüdür"
Bilgisiz biri oraya ayak basarsa köprü de yıkılır, ayağı da kırılır.
Asker, nerde bir bozgunluğa uğrarsa iki-üç karı tabiatlı adamın yüzünden uğrar. O, erkek gibi silahlanıp savaş safına girer. Diğerleri de, "işte tam dost", diye ona güvenirler. Fakat savaş zahmetlerini gördü mü yüz çevirir. Onun kaçışı senin manevi kuvvetini de kırar.
(2/218/2840-2846)

İyilik ettiğin kişinin şerrinden sakın! Dostluk son demdedir.
(3/21/263-264)


Sohbet vardır, keskin bir kılıca benzer; bostanı, ekini kış gibi kesip biçer. Sohbet vardır, ilkbahar gibidir. Her tarafı yapar, sayısız meyveler verir. İhtiyat ve tedbir ona derler ki, "kötü zannı gideresin, kaçıp kötülüklerden kurtulasın."
(3/22/265-267)

Seni dostundan ayıran sözü dinleme. O sözde ziyan vardır, ziyan!
(3/33/419)

Kim benlikten kurtulursa bütün benlikler onun olur. Kendisine dost olmadığı için herkese dost kesilir.
Nakışsız bir ayna haline gelir, değer kazanır. Çünkü bütün nakışları aksettirir.
(5/218/2665-2666)

İyilik, hoşluk zamanında hepsi dosttur, eştir. Fakat dert ve gam zamanı Allah'tan başka kim sana dost?
(5/262/3206)

Dost nasıl dosttur? Rey ve tedbir bakımından merdivene benzeyen, seni aklıyla her an irşat edip yücelten dost.
(6/ 43/510)



Dünya sevgisi, dünya geçimiyle savaşma yüzünden sana o ebedi azabı ehemmiyetsiz gösterir. Ölümü bile ehemmiyetsiz bir hale getirirse bunda şaşılacak ne var ki? O sihriyle bunun gibi yüzlerce iş yapar!
(3/332/4066-4067)

Dünyadan geçen kişiler de yok olmamışlardır, fakat Allah sıfatlarına bürünmüşlerdir. Onların sıfatları, Hak sıfatlarına karşı, güneşin karşısın-daki yıldızlara dönüşmüştür.
(4/36-37/442-446)

Kör bir deveye benzersin. Boynundaki yular, seni yeder, durur. Fakat çekeni gör, yuları değil.!
Çekeni ve yuları görsen senin için bu âlem 'aldanma yurdu' olmazdı.
(4/108-109/1321-1324)

Bu âlemin direği gafletten ibarettir.
(4/109/1330)

Gerçi dünyanın değeri taklittir ama her mukallit sınanmada rüsvay olur.
(5/329/4053)

Dünya Allah'ın kahır yurdudur. Kahrı seçtiysen kahır göre dur.!
(6/151/1890)

_________________

MECHUL SANIK..!
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
GoodNessAngel
Sitenin Sultanı
<b>Sitenin Sultanı</b>


Kayıt: Apr 28, 2007
Konum: Ne sen sor..! Ne de ben söyliyeyim..!

MesajTarih: Sal Eyl 02, 2008 3:36    Mesaj konusu: Re: Hz. Mevlana Hayatı ve Eserleri Alıntıyla Cevap Gönder

İNSAN

Hazret-i Mevlana'nın nazarında insan son derece değerli bir varlıktır. çünkü insan : Allah'ın yeryüzündeki halifesi olarak yaratılmış, meleklerin vakıf olamadığı ilimlere sahip edilmiş , melekler Hazret-i Adem'e secde ile emrolunmuştur.
"Andolsunki biz insanoğlunu üstün kıldık" ayetiyle Cenab-ı Hak; insanın diğer bütün varlıklardan üstünlüğünü , şan ve şerefini ilan etmiştir. İnsan "ahsen-i takvim " üzerine yani en güzel kıvamda yaratılmıştır, madden ve manen pek çok meziyetlerle donatılmıştır.
Hazret-i Mevlana ; eserlerinde insanı, bu üstünlüğünü vurgulayarak ele alır:


"alemden maksat insandır"

"İnsanın bir soluğu , bir cana değer;
Ondan düşen bir kıl , bir madene değer.

(Rubailer,7Cool

"Zayıfım, arığım , çaresizim ama ; değil mi ki 'biz Ademoğullarını üstün ettik ' sesi ulaştı , o sesin inayet eserlerini duydum ; ne zayıfım ne arığım, ne de çaresizim, dünyanın çaresini bulurum ben. Okluğumu senin oklarınla doldurdum mu, Kaf Dağ'ının bile belini çeker, bükerim." (Mecalis-i Sab'a, 12)[/b]



"Kimi olur , temizliğimizi melekler bile kıskanırlar;
Kimi de olur , şeytan bile korkusuzluğumuzu görürde kaçar bizden .
Şu toprak bedenimiz , Tanrı emanetini yüklenmiş,
Maşallah çevikliğimize, nazar değmesin gücümüze kuvvetimize. " (Rubailer,19)


Ancak insan kendisindeki bu değerleri idrak ettiği , varlığındaki cevheri keşfettiği zaman insan olma özelliğini taşır ;

"Canında bir can var, o canı ara ...
Beden dağında bir mücevher var , o mücevherin madenini ara ...
A yürüyüp giden sufi, gücün yeterse ara ;
Ama dışarıda değil , aradığını kendinde ara."
(Rubailer, 22)
[/b]

Allah'ın yeryüzünde halifesi olan insan, İlahi tecellilerin vücut bulduğu bir varlıktır. Önce kuru bir çamurdan yaratılan insana Cenab-ı Hak kendi ruhundan üfürmüş , insan bu ilahi nefesle adeta suret-i Rahman olmuştur.

"Sen su değilsin, toprak değilsin, başka bir şeysin sen...
Balçık dünyadan dışarıdasın, yolculuktasın sen.
Kalıp bir arktır, can o arka akan bengisu;
Fakat sen , senliğinde kaldıkça ikisinden de haberin yoktur." (Rubailer, 205)

"Dışa bakarsan insan şeklini görür ;
Rum ülkesinden , Horasan ülkesinden bir bölük şaşılacak halk seyredersin...
Rab'bine dün buyurdu ya ; dönmek şudur, şu demektir:
İçine bak da insandan başkasını gör." (Rubailer, 218)



İnsan yalnız bedenden ibaret değildir. Ona hayat veren, Hak nuruna dost olan ruhtur. Bu gerçeği bilen ve ruhunu dosta yöneltenler gerçek insandır ve bunlar melekten üstündür.

Hazret-i Peygamberin : "Aklı daima şehvetine galip gelen kimse meleklerden daha yüksek , şehveti aklına galip gelen kimse ise hayvanlardan daha aşağıdadır. " hadisine dayanarak Mevlana yaratıklar üçe ayırır; Birincisi meleklerdir. Bunlar yalnızca akıldır. İbadet ve kulluk onların yaradılışında mevcuttur, ibadetsiz yaşayamazlar. İkinci sınıf hayvanlardır. Bunlarda yalnız şehvet vardır, kendilerini kötülüklerden alıkoyan akılları yoktur . Üçüncü grup ise insanlardır. İnsan akıl ve şehvettin karışımından oluşur. İbadet ve kulluk sorumluluğunu taşır. İnsanın yarısı melek, yarısı hayvan ; ya da yarısı balık yarısı balıktır. Her unsur insanı kendi tarafına çeker. Balık yönü onu suya , yılan tarafı toprağa sürükler. Akıl veya şehvet , hangi unsur galip gelirse ; insan o gruba dahil olur. Nitekim Peygamberler bilgi ve akıl sayesinde meleklerden üstün varlıklar olmuştur. (Fihi Mafih, 122-123 ; Mesnevi, IV/ 1518-40)


"Sende bir hayvan , bir şeytan , bir Rahman sıfatı var.
Hangisinden sayılırsan , sayı günü ona katılırsın."
(Mecalis-i Sab'a, 73)


"Sen 'Ademoğullarını yücelttik' ayetinin padişahısın; hem karaya ayak basarsın , hem denize.
Canla; 'Onları denize taşıdık' sözünü, 'Karada taşıdık'tan öne sür; yürü denize. (İsra Suresi, 17/70)
Karada meleklerin yeri yoktur, hayvanların ise denizden haberleri yoktur.
Sen vücut yönünden hayvan, ruh bakımından meleksin. Makamın hem yeryüzü olmalı, hem de gökler.
İnsan gibi olanları ayırdetmek için , kamilin kalbinde İlahi vahyin eseri vardır.
Toprağa mensup olan vücut yerde kalır. Ruh ise yüce göklerin süsüdür. " (Mesnevi, II/3811-16)
İnsan ruhunun meyli , Cenab- ı Hakka yakınlık olmalıdır.
Çünkü insan kısa bir süre için dünyaya gelmiş, vücut elbisesini giymiştir.
Asıl vatanı bu alem değildir. Bu yüzden Mevlana ruhtan ; kara kargalar arasına sürülmüş bir doğan , ya da çevresi kuzgunlarla dolu bir bülbül veya eşek ahırındaki ceylan gibi söz eder. Fakat insan nerede olursa olsun, görünüşü neye benzerse benzesin; Allah aşkına sahipse , onun değeri göklerden yücedir.

"Doğan bembeyaz ve eşsiz olsa da fare avlıyorsa o ; hor ve hakirdir.
Fakat baykuş da olsa , padişaha meyli varsa o, yüce bir doğandır, görünüşe bakma.
İnsanın boyu bir hamur teknesi boyundadır ama o , gökyüzünden de üstündür.
Gökyüzü hiç 'Biz onu üstün kıldık' hitabını duydu mu? Ama bunu yücelik sahibi insan işitti." (Mesnevi, VI/136-139)


Ancak insan kendisine bağışlanan bu üstünlüğe ulaşmak için dört vasıftan kurtulmalıdır. İnsana ayak bağı olan bu dört huy, dört kuşa aittir. Tavus kuşu gibi azametli, kaz gibi hırslı, horoz gibi şehvete düşkün olmak ve karga gibi olmayacak ümitlere düşüp, uzun ömre tamah etmek. (Mesnevi, V/31-52) Suret-i Rahman olan insana bu hayvani vasıflar yakışmaz. Mevlana'nın deyişiyle "aklın çarmıhı" olan huylar insanlık şuuruna yükselmeye manidir.

Mevlana'nın insanla ilgili olarak üzerinde durduğu bir noktada insana yaradılışında bahşedilen üstünlük ve bunca meziyetlerin verilme sebebinin Hakka kulluk etme amacına dayanmasıdır. .
Sonuç olarak şunu belirtmeliyiz ki ; Mevlana'nın insana verdiği değer , onun zamanına ulaşan diğer mutasavvıflara nazaran en üstün seviyededir. Mevlana; insanlık şuurunu Kuran-ı Kerim ayetlerinin ışığı altında düşünmüş, insan olmanın faziletini en özlü biçimde dile getirmiştir



alıntı
_________________

MECHUL SANIK..!
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
GoodNessAngel
Sitenin Sultanı
<b>Sitenin Sultanı</b>


Kayıt: Apr 28, 2007
Konum: Ne sen sor..! Ne de ben söyliyeyim..!

MesajTarih: Sal Eyl 02, 2008 3:43    Mesaj konusu: Re: Hz. Mevlana Hayatı ve Eserleri Alıntıyla Cevap Gönder


Mevlana ve ÖLÜM

Kur'ân-ı Kerîm'de "Her canlı (nefis) ölümü tada-caktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz," (Ankebût, 29/57) âyetiyle ölümün her canlı varlık için mukar-rer olduğu belirtilir. "Biz Allah'a aidiz ve yine O'na döneceğiz." (Bakara, 2/156) âyeti de ölümü bir yok oluş değil; insanın aslına rücûu, Allah'a kavuşması, gerçek hayatı ve ebedîliği kazanması olarak niteler. Hz. Peygamber'İn: "Müminler kafiyen ölmezler Ancak fânî bir âlemden, bakî bir âleme intikâl eder-ler." hadisi de aynı muhtevadır. Bu yüzden Mevlânâ, ölüme kara gözlüklerle bakmaz. Mesnevmin ilk beyitierindeki "ney" metaforu gibi, insan dünyada iken gurbettedir. Ölüm, onu asıl vatanına ve sevgilisine kavuşturur.


Tasavvuf düşüncesinde ölüm iki türlüdür: İradî ölüm ve zarurî ölüm. Zarurî ölüm; insanın tabu ölümü, ruhun bedenden ayrılmasıdır, iradî veya

ihtiyarî ölüm ise; "Ölmeden önce ölünüz" prensibiy-le "Fenâfillâh" a erişmek, riyazet yoluyla nefsi (ben-liği) öldürüp, Hakk'ın varlığında yok olmaktır. Mevlânâ iradî ölümü Fihi Mâfîh'te şöyle izah eder:
"O'nun yanında iki ben sığmaz. Sen: 'Ben!' di-yorsun; o da 'Ben!' diyor. Ya sen öl, ya O ölsün ki, ikilik kalmasın. Fakat O'nun ölmesi imkânsızdır. Bu ne hariçte, ne de zihinde mümkün olur. 'Çünkü O, ölmeyen bir diridir!' (Furkân, 25/5Cool
O; o kadar lutufkârdır ki, imkân olmuş olsaydı senin için ölürdü. Fakat mademki O'nun ölmesi imkânsızdır, o halde bu ikiliğin yok olması ve O'nun sana tecelli etmesi için, sen öl.


İki canlı kuşu birbirine bağlarsan; aynı cinsten ol-dukları için iki tane olan kanatlan, dört olduğu halde uçamazlar. Çünkü ikilik mevcuttur. Halbuki buna ölü bir kuşu bağlarsan uçar. Zira ikilik kalmamıştır. Güneşte o lütuf vardır ki, yarasanın önünde ölür; fakat bunu imkân olmadığından: 'Ey baykuş! Benim lutfum herkese ermiştir, sana da ihsanda bulunmak isterim. Sen Öl. Çünkü buna imkan vardır. Böyle ya-parsan benim yüceliğimin nurundan nasibini alırsın. Baykuşluktan çıkıp, yakınlık Kâfinin Anka'sı olur-sun' diyor." (Fîhî Mâfih, 38-39)


"Nefsini öldürüp, Hak ile bakî olmuştur. Bu se-bepten Hak sırlarına âşinâdır.
Riyazette tenin ölümü hayattır. Ten yok olursa, ruh ebedîleşir." (Mesnevî, 111/3386-87)


Mevlânâ; tabiî ölümü de bu hayattan ayrılıp, ölümü olmayan ebedî bir hayata ulaşma olarak ni-teler. İnsan genel anlamda iki unsurdan mürekkep-tir: Ruh ve beden. Ruh mücerrettir. Zamana ve mekâna bağlı değildir. Bu itibarla ölümsüzdür. Ruh bu sıhhati Cenâb-ı Hak'tan almıştır. Hayy ve Bakî (diri ve ebedî) sıfatlarının sahibi olan Yüce Allah, kendi ruhundan insanlara ruh üfürmüştür (Hicr, 15/29). Bu sebeple ölüm ile bedenin yok olması, Cenâb-ı Hak İle insan arasındaki perdenin kalkmasıdır. Nitekim bir fizik kanunu olarak hiç bir varlık yoktan var olmaz, var ise yok olmaz; ancak bir hâlden diğer hâle geçer. Dolayısiyle ölünce beden kafesinden çıkan ruh, aslına rücû eder.
Mevlânâ bu fikirleri: "Ölüm kavuşmadır; cefa etmek, kin gütmek değil" (Rubailer, 3Cool; "Ölürsem ben, öldü demeyin. Çünkü ölüydüm, dirildim; dost aldı, götürdü beni." (Rubailer, 100) sözleriyle dile getirirken, kendisinin bu âlemden ayrıldığı geceye de "şeb-i arûs" (düğün gecesi) denilmiştir.

Mevlânâ'nın şu gazeli onun ölümle ilgili düşüncelerinin en veciz ifadesidir:
"Ölüm günümde tabutum yürüyüp gitmeye başladı mı, bende bu cihanın gamı var, dünyadan ayrıldığıma tasalanıyorum sanma; bu çeşit bir şüpheye düşme.

Bana ağlama, yazık yazık deme. Şeytanın tuzağına düşersem, işte o zaman yazık yazık demenin sırasıdır.
Cenazemi görünce ayrılık, ayrılık deme. O vakit benim buluşma ve görüşme zamanımdır.
Beni kabre indirip bırakınca; sakın elveda, elveda deme. Zira mezar cennetler topluluğunun perde-sidir.
Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret. Güneşe ve aya batmadan ne ziyan gelir ki?
Sana batmak görünür; ama o, doğmaktır. Mezar hapis gibi görünür; ama o, canın kurtuluşudur.
Hangi tohum yere ekildi de bitmedi? Ne diye insan tohumunda şüpheye düşüyorsun?

Hangi kova kuyuya salındı da, dolu dolu çıkmadı? Can Yûsuf u ne diye kuyuda feryad etsin?
Bu tarafta ağzını yumdun mu, o tarafta aç. Zira senin hay u huyun, mekânsızlık âleminin fezasında-dır."'8>
Mezarı canın kurtuluş yeri, ölmeyi batan güneşin yeniden doğmaya hazırlığı olarak niteleyen Mevlânâ; Ölüm ile uyku arasında da bir benzerlik kurar. "Uyku ölümün kardeşidir." sözüne ait fikirleri-ni şöyle dile getirir:
"Ey kardeş, çünkü 'Uyku, ölümün kardeşidir.'. O kardeş, bu kardeşten belli olur." (Mesnevi, İV/3084)
Sabahleyin uykudan uyanmak da, mahşerde di-rilmenin bir örneğidir:

"Sûrun üfürülmesi Hakk'ın bir emridir. Onunla bütün halkın bedenleri yerden kalkar.
Sabah uyanınca aklımız nasıl bedenimize geliyor-sa, herkesin canı da öyle bedenine girer.
Her ruh, kendi bedenine girer. Kuyumcunun ruhu, terzinin vücuduna girmez.
Alimin canı, o âlimin bedenine; zâlimin ruhu, o zâlimin tenine girer.
Ayak bile karanlıkta kendi ayakkabısını keşfeder-ken, can niçin tenini bilmesin?
Sabah vakti küçük haşırdır. Büyük hasrı ondan kıyas et.
Uyku ve uyanıklık, akıllılar için Ölümle mahşere iki şahittir.
Küçük haşr, büyük hasrın; küçük ölüm büyük ölümün örneğidir." (Mesnevi, V/l781-96)
Uyku ve uyanmak ile, mademki her gün ölümün bir benzerini yaşıyoruz, o halde bundan ders alıp, ölümü karşılamaya hazırlanmalıyız:

"Ölüm için ihtiyat gerekir. Akıbeti, hasrı gören-ler için de zevk u safa.
Ölümü Yûsuf gibi gören, canını feda eder. Kurt gibi görense, doğru yoldan ayrılır.
Ölüm, herkese kendi rengindedir. Saf ayna iyiyi de kötüyü de gösterir.
Güzel yüz aynada güzeldir, çirkin yüz de çirkin.
Sen ölümden korkup kaçıyorsun. Bil ki seni asıl kendi çirkinliğin korkutmada.
Gördüğün kendi çirkin yüzün, ölümün yüzü değil. Canın o suretten ürktü.
İyi de, kötü de senden yetişmiştir. Çirkin de, güzel de kendi elinle kazandığındır." (Mesnevi, III/ 3458-65)
Sen müminsen, tatlı isen; Ölümün de mümin olur. Kâfir ve acı isen, ölümün de kâfirdir." (Ariflerin Menkıbeleri, II/12)
Mevlânâ; insanların ölüm gerçeğini görüp, dos-tun huzuruna eli boş çıkmamalarını, ebedî hayat için hazırlık yapmalarını öğütler:

"Hiç bir ölü, Öldüğü için hasret çekmez. Ancak tâatinin azlığına yanar.
Yoksa Ölen kimse; kuyudan ovaya çıkmış, zevk u safa meclisine ulaşmıştır.
Bu daracık matem yurdundan ferahlayıp, geniş bir ovaya göçmüştür.
Orası doğruluk yeridir, orada yalan yoktur. Ayranla sarhoş olan, has şarabı ne bilsin?
Orası öyle bir doğruluk yurdudur ki, Hak onlarla beraberdir. Su ve çamurdan (bedenden) kurtulmuş, nur ile dostturlar.
Bu hayat için bir iki nefesin kaldı. Bari gayret et de, ercesîne öl." (Mesnevi, V/1774-79)
"Hayat îmânla ebedîdir. Yoldaşın îmân olursa ölmezsin." (Mesnevî, III/3399)
Mevlânâ; iradî ölüm, zarurî ölüm, ölüm korkusu ve ölüme hazırlığı şu iki mısrada özetler:
"Aşksız olma ki ölmeyesin. Aşkla öl ki diri kalasın."
(Rubailer, 181}
_________________

MECHUL SANIK..!
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Kurtlar Vadisi Pusu KurtlarVadisi Pusu Forum Ana Sayfa -> Konu Dışı -> İslam & İnsan Tüm zamanlar GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © 2001, 2002 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu
Forums ©
Kurtlar Vadisi Dizisi adı altında açtığımız bu site Kurtlar Vadisi Pusu dizisinin Fan Sitesidir.
Web sitemiz PHP-Nuke (©2003) kodlarına sahiptir.PHP-Nuke GNU/GPL lisansı altında dağıtılan ücretsiz yazılımdır.
Sitemiz hakkında tüm görüş ve önerilerinizi info@kurtlarvadisidizisi.net adresine yazabilirsiniz.
Kurtlar Vadisi Pusu Pana Film′e Ait Tescilli Markadır.
KVP GooglePuller Pusu Haberler Sitemap Sitemap1 Sitemap2 Sitemap3 Sitemap4